27/5/2009
FETİH RUHU GÜNÜMÜZ İNSANINA YANSIYOR MU?
Süleyman BEYDİLLİ
beydillisuleyman@hotmail.com
Siz de duyuyor musunuz Allah Allah nidalarını, nal seslerini? Görüyor musunuz gemilerin dağlardan yürütüldüğünü? İşte geliyor Fatih ve erleri. O gün bu gün. Bugün 29 Mayıs. 556 sene önce bugün, şimdi milyonlarca nüfusumuza ev sahipliği yapan o güzide şehrin kapılarını açtı o kutlu komutan ve askerleri.
Heyecanlanıyorum İstanbul’un fethini her andığımda. Öyle basit bir hadise değil ki! Yüzyıllarca kuşatılmış bu şehir, uğruna ne canlar verilmiş… Peygamber (sas) asırlar öncesinden seslenmiş, işaret etmiş, hedef göstermiş, kutlamış fethedenlerini İstanbul’un. Zira Fatih Sultan Mehmet bizim için bir tane ancak onun erleri her biri birer Fatih… Evet, her biri birer Fatih her biri Süleyman, her biri Yavuz… Kendilerini bir ideale adamanın sebatıyla arkalarından yürüyorlar komutanlarının. Zerre kadar tereddüt yok kazanmaya dair. Kazanmak o zamanlar bu milletin erleri, erenleri için günlük hayattan bir parça çünkü.
Günümüzdeki gibi değil yani. Uzak bir ideal oldu bugün bizim için “kazanmak”! Kazanmayı para ile ödül ile şan ile şöhret ile yarışmalarla kısıtladık zira. Bizim için önemli olan gündemden düşmemek. Günceli takip etmek, güncel olmak. Güncelsen varsın güncel değilsen yoksun bugün. Kültürümle ilgileneyim, ceddimi tanıyayım, yeni bir şeyler üreteyim, halkıma faydalı olayım, özgün eserler ortaya koyayım… Kim yapacak bunları. Hem vakit mi var?
Biz şimdi zaferi Eurovision’da arayalım; bizden olmayan öğelerle. Biz şimdi zaferi yeşil sahalarda arayalım; birbirimizi döverek. Biz şimdi zaferi bizden küçük ülkelerin kapılarında bir anlaşma için bekleyerek arayalım. Biz şimdi zaferi dünya siyasetine yön verenlerin emirleriyle arayalım. Biz şimdi zaferi sağ- sol, alevi-sünni, Kürt-Türk çatışmalarında arayalım. Biz şimdi zaferi “Davos benim için bitmiştir” sözlerinde arayalım… Biz şimdi zaferi içi boş sloganlarda arayalım. Biz şimdi zaferi şarkılarda, türkülerde arayalım. Arayalım da bulamayalım!
Fetih Marşı’nı bilirsiniz. Ne anlamlı sözlerle gençlerimize hedef ve ideal gösteriyor. Dinlerken tüylerim diken diken oluyor.
Delikanlım işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan
Sana selam getirdim Ulubat’lı Hasan’dan
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.
Demek ki atamızdan işareti alamamışız! Dünyaya adalet dağıtan, dünyayı kendine kültürüyle, askerlik tekniğiyle, merhametiyle hayran bırakan milletin torunları olarak bize verilen işareti göremiyoruz belki de. Bize verilen işaret, bizi farklı kılan ve dedelerimizi dünyaya hâkim kılan değerlerimizdir. Din, ahlak, örf, töre gibi öğelerin farklılıklarından ötürü zamanının en üst kültürüne sahipti atalarımız. Bir bakın saydığım öğeler bizde ne kadar kuvvetli? Dinimizi ne kadar biliyoruz? Ahlakta sefih dünyadan ne kadar farkımız var? Örf, töre kalmış mı?
Büyük ve siyasete yön veren devletler kültüre de yön veriyorlar ve tüm dünyayı tek tipleştirmeye çalışıyorlar. Ancak bu şekilde Müslüman dünyasının gelişimini engelleyeceklerini biliyorlar. Gençlerimizin sadece müzik, dans dediği Avrupa- Amerika kültür öğeleri zamanla yaşam tarzına dönüşüyor, önce geleneği, sonra dini en sonda da geleceği söküp alıyor bizden. Sadece eğlence pazarlamıyor büyük devletler. Eğlence ile beraber Müslümanların farklılıklarını, kuvvet ve kudretlerini de siliyorlar. Bizim gençlerimiz de sadece eğlendiğini zannediyor. Ey gencim sen sadece eğlendiğini mi zannediyorsun? Yanılıyorsun! Senin eğlence diye tabir ettiklerin kültürünü kemirip bitiren, seni özünden koparan oyunlar. Sana eğlence aracı olarak yutturulanların kültürünle beraber seni de yok etme operasyonu olduğunun farkında mısın?
Yürü hala ne diye oyunda oynaştasın? Yoksa sen atandan işareti almamakta ısrarlı mısın?
Başlıktaki soruyu soralım hep beraber kendimize: Fetih ruhu günümüz insanına yansıyor mu?